theme-sticky-logo-alt
Yemen’deki bu derin krizin şifreleri ne? Zeydilikten Husilere uzanan süreç!

Yemen’deki bu derin krizin şifreleri ne? Zeydilikten Husilere uzanan süreç!

Oğuzcan Atış / Milliyet.com.tr – Suudi Arabistan destekli Yemen hükümetine bağlı güçler, Husilere karşı başlatılan yeni askeri operasyon kapsamında ülkenin batısındaki Taiz vilayetinde, Babülmendep Boğazı yakınlarında bulunan Zubab bölgesinin ve çevresindeki stratejik noktaların kontrolünü ele geçirdiğini açıkladı. Bölge, geçtiğimiz ay yaşanan çatışmalar sonucunda İran destekli Husiler tarafından ele geçirilmişti. Yemen devlet ajansının aktardığı bilgilere göre Suudi Arabistan destekli güçler, şiddetli çatışmaların ve hava desteğinin ardından stratejik Kızıldeniz liman kenti Muha’nın kontrolünü yeniden sağladı. Yerel kaynaklar Suudi Arabistan’ın Yemen hükümet güçlerine hava desteğinin halihazırda devam ettiğini belirtirken bölgedeki çatışmaların nasıl şekilleneceğini zaman gösterecek. Peki Yemen’deki mevcut çatışmaların geçmişi nereye dayanıyor? Tarihsel açıdan bakıldığında mevcut çatışmaların geleceği hakkında neler söylenebilir? Tarihçi-yazar Mustafa Batuhan Bozkurt, Milliyet.com.tr için anlattı.


Alıntı Metni

‘HEP YEREL GÜÇLER TARAFINDAN YÖNETİLEN BÖLGE OLDU’

Osmanlı Devleti’nin Yemen’i hâkimiyet altına alma girişimlerinde Lala Mustafa Paşa gibi isimlerin görevlendirildiğini, Özdemiroğlu Osman Paşa’nın ise bölgede fiilen görev yaptığını söyleyen Bozkurt, buna rağmen Yemen’de merkezî hâkimiyetin kalıcı biçimde tesis edilemediğine dikkat çekti. Bozkurt, özellikle kuzeyde Zeydî imamların güç kazandığını ve ilerleyen dönemde Kāsımîler adı verilen imamlar hanedanının bölgenin en önemli siyasî aktörlerinden biri hâline geldiğini belirtti. Yemen’in aslında hep yerel güçlerin yönettiği bir yer olduğunu ve bunun coğrafyadan kaynaklı bir husus olduğunu vurgulayan Bozkurt, ülkenin modern tarihinde de Kuzey ve Güney Yemen olarak bölündüğüne ve ardından birleştiğine işaret ederek “Eğer bu açıdan bakarsak Yemen’de bu birleşememe halinin sancılarının hala devam ettiğini söyleyebiliriz” dedi.

Zeydîliğin On İki İmam Şiiliğinden farklı bir Şiilik anlayışını temsil ettiğini vurgulayan Bozkurt, mezhebin adını İmam Zeynelabidin’in oğlu Zeyd bin Ali’den aldığını belirtti. Zeyd bin Ali’nin Emevî yönetimine karşı başlattığı isyana, Hanefî mezhebinin müçtehidi Ebû Hanife’nin de destek verdiğini hatırlatarak, bu ayaklanmanın sert biçimde bastırıldığını ve Zeyd’in öldürüldüğünü anlattı. Bu süreçten sonra Şiî gelenek içinde farklı imamet anlayışlarının daha belirgin hâle geldiğine dikkat çeken Bozkurt, Muhammed el-Bâkır üzerinden devam eden çizginin zamanla On İki İmam Şiiliğinin temelini oluşturduğunu söyledi. Bu gelenekte imamların belirli bir silsile içerisinde devam ettiğini ve masum kabul edildiğini ifade ederken, Zeydîlerin ise farklı bir imamet anlayışı geliştirdiğine işaret etti. Buna göre imamın Ehl-i Beyt soyundan gelmesi, adalet ve ilmî yeterlilik sahibi olması, imamet iddiasını açıkça ilan etmesi ve etrafında destek toplayabilmesi gerekiyordu.

Bu nedenle Zeydî imamet anlayışının siyasî mücadeleye ve fiilî iktidar talebine daha açık bir karakter taşıdığını dile getiren Bozkurt, On İki İmam Şiiliğinde ise zamanla siyasî otorite karşısında daha ihtiyatlı bir çizginin geliştiğini kaydetti. Zeydî gelenekte imamın gerektiğinde yönetime karşı harekete geçmesi ve iktidar iddiasında bulunmasının önemli bir unsur olduğunu da sözlerine ekledi. Zeydîliğin bazı hukukî ve kelâmî meselelerde Sünnî gelenekle yakın temaslar kurduğunu da belirten Bozkurt, bunun özellikle Hanefîlik ve Mu‘tezile ile tarih boyunca kurulan ilişkilerde görüldüğünü ifade etti. 897 yılında Hâdî-İlelhak lakabıyla bilinen Yahyâ bin Hüseyin’in Sa‘da bölgesine gelerek yerel kabileler arasında otorite kurduğunu aktaran Bozkurt, Yemen Zeydîliğinin başlıca kollarından Hâdeviyye geleneğinin de bu süreçte şekillendiğini anlattı.

Alıntı Metni

ZEYDİLER NASIL HUSİLER’E DÖNÜŞTÜ?

1990’lı yıllarda Yemen’in Sa‘da bölgesinde, Suudi Arabistan’dan yayılan Selefî akımlara karşı Zeydî kimliğini güçlendirmeyi amaçlayan eğitim ve gençlik hareketlerinin Husilerin ortaya çıkışında önemli rol oynadığını belirten Bozkurt, bu çevrenin zamanla Hüseyin Bedreddin el-Hûsî etrafında siyasallaştığını söyledi. Bugünkü hareketin adını da el-Hûsî ailesinden aldığını ifade ederek, Husilerin Zeydî gelenek içerisinden doğan ancak zamanla bağımsız bir siyasî ve askerî yapıya dönüşen modern bir hareket olduğunu vurguladı.


Husilerin mevcut lideri Abdulmelik el-Husi’nin pankartını taşıyan Yemenliler

Husilerin 1990’lı yıllardan itibaren İran’la temas kurmaya başladıklarını, ancak bu ilişkinin özellikle sonraki yıllarda daha belirgin ve kurumsal bir nitelik kazandığını söyleyen Bozkurt, “İran’ın bölgede izlediği siyasette yalnızca On İki İmam Şiiliğine mensup gruplarla değil, farklı mezhebî geleneklerden gelen hareketlerle de siyasî ve stratejik ilişkiler kurduğunu görüyoruz. Husiler de zamanla bugün ‘Direniş Ekseni’ olarak adlandırılan bu bölgesel ağın önemli aktörlerinden biri hâline geldi” dedi.

‘MESELE BİRLEŞMENİN KİMİN İDARESİNDE OLACAĞI’

Yemen’in geçmişte olduğu gibi yeniden kalıcı biçimde Kuzey ve Güney olarak ikiye bölünmesini beklemediğini belirten Bozkurt, ülkenin siyasî tarihinin bu konuda kesin hükümler vermeyi zorlaştırdığını söyledi. Husilerin bugün Lübnan’daki Hizbullah’a benzer biçimde hem yerel hem de bölgesel ölçekte etkili bir siyasî-askerî aktöre dönüştüğüne dikkat çekerek şunları söyledi:

“Ben Yemen’in kalıcı biçimde ikiye bölünmesini beklemiyorum ama o coğrafya her zaman sürprizlere açıktır. Geçmişte sömürge karşıtı hareketler Güney Yemen’de sosyalist bir devletin kurulmasına yol açmış, Arap Coğrafyası’nın ilk ve tek Marksist devleti Yemen’de kurulmuştu. Hatta sosyalist Güney Yemen’in desteklediği Dhofar ayaklanması, bir dönem Umman’da Marksist, güçlü Maoist etkiler de taşıyan bir hareketin iktidara gelmesi ihtimalini doğuracak kadar ilerlemişti. Ancak başta Britanya olmak üzere dış müdahalelerin de etkisiyle Sultanlık yönetimi güçlendirildi ve isyan bastırıldı. Bugün ise Husiler, hâkim oldukları coğrafi konum sayesinde Kızıldeniz ve Babülmendep üzerinden dünya ticaretini doğrudan etkileyebilecek bir avantaja sahip. Kısa veya orta vadede fiilen bölünmüş bir Yemen görebiliriz; ancak bunun kalıcı olacağını düşünmüyorum. Kuzey ile Güney geçmişte de çatıştı, ardından yeniden birleşti. Bana göre temel mesele Yemen’in birleşip birleşmeyeceğinden çok, bu birleşmenin hangi siyasî gücün idaresinde gerçekleşeceği.”

Suudi Arabistan ile Yemen arasındaki gerilimin de uzun bir geçmişe sahip olduğunu hatırlatan Bozkurt, Riyad açısından güney sınırında İran’la yakın ilişkiler kuran güçlü bir Husi yönetiminin ortaya çıkmasının önemli bir güvenlik sorunu oluşturduğunu belirtti. Yemen’in bölgesel güç mücadelelerinin yeni bir sahası olmadığını, Sasani döneminden itibaren Arabistan’ın güneyinin daha geniş jeopolitik rekabetlerin parçası hâline geldiğini ifade etti.

Husilerin günümüzde İsrail ve ABD karşıtı “Direniş Ekseni” içerisinde konumlandığını söyleyen Bozkurt, bölgedeki Arap devletlerinin bir kısmının İsrail’le normalleşme ve küresel ekonomik sisteme daha fazla entegrasyon yönünde adımlar attığı bir dönemde Gazze’deki soykırımın ve buna tepki olarak başlayan Kızıldeniz’deki Husi saldırılarının bu süreci daha karmaşık hâle getirdiğine dikkat çekti. ABD’nin uzun vadede stratejik ağırlığını Asya-Pasifik’e kaydırmak istemesine rağmen Orta Doğu’daki krizlerin Washington’ı bölgede tutmaya devam ettiğini belirterek, Yemen meselesinin de bu nedenle yalnızca ülke içindeki güç dengeleriyle açıklanamayacak kadar geniş bir bölgesel sorun hâline geldiğini kaydetti.

Alıntı Metni

15 49.0138 8.38624 arrow 0 arrow 0 4000 1 0 horizontal https://cigliilkhaber.com.tr 250 0 1